ChiroCare

  • Selimoğlu Apartmanı, Kozyatağı, Şakacı Sk. 14/1 Kadıköy/İstanbul, Türkiye

Skolyoz (Schroth) Terapisi

Skolyoz: Belirtileri, Nedenleri ve Tedavi Yöntemleri

Skolyoz Nedir?

Doğal fizyolojik eğriliklerinde önden, arkadan ve yandan bakıldığında değişiklikler ortaya çıkar. Bu üç boyutlu yapı nedeniyle skolyoz, omurganın hem şeklini hem de fonksiyonunu etkileyen karmaşık bir durumdur. Skolyoz, omurganın üç boyutlu deformitesi olarak tanımlanan yapısal bir problemidir. Bu durumda omurga yalnızca yana doğru eğilmez; aynı zamanda kendi ekseni etrafında döner ve omurganın

Skolyozun en sık görülen tipi idiopatik skolyozdur ve tüm vakaların yaklaşık %80–90’ını oluşturur. “İdiopatik” terimi, skolyozun oluşumunda tek ve net bir nedenin gösterilemediğini ifade eder. Bu tip skolyoz genellikle çocukluk ve ergenlik döneminde, özellikle hızlı büyüme dönemlerinde ortaya çıkar. Bunun dışında doğuştan gelen (konjenital), nöromüsküler hastalıklara bağlı ya da bazı sendromlarla ilişkili farklı skolyoz tipleri de bulunmaktadır.

Skolyoz Nasıl Fark Edilir? Belirtileri Nelerdir?

Skolyoz çoğu zaman ağrıya neden olmadığı için erken dönemde fark edilmesi zor olabilir. Bu nedenle belirtiler genellikle duruşta ve vücut simetrisinde ortaya çıkan değişiklikler üzerinden anlaşılır. Bu nedenle skolyoz, genellikle çocuklarda günlük duruşunu gözlemleyen aile bireyleri tarafından; okul ortamında ise öğretmenlerin dikkatini çeken postüral asimetriler ya da okullarda yapılan skolyoz taramaları sırasında fark edilebilir.

Başlıca belirtiler şunlardır:

  • Omuz seviyelerinin eşit olmaması
  • Kürek kemiklerinden birinin diğerine göre daha belirgin görünmesi
  • Bel oyuntularında asimetri
  • Kalça seviyelerinin eşit olmaması
  • Vücudun bir tarafa doğru eğilmiş gibi durması
  • Kıyafetlerin vücutta simetrik durmaması
  • Öne eğilme sırasında sırtın veya belin bir tarafında kabarıklık oluşması

Öne eğilme testinde gövdenin bir tarafında kabarıklık oluşması, skolyozun yapısal bir deformite olduğuna işaret eder. Bu kabarıklık, rotasyonun (omurgadaki dönmenin) dışa yansımasıdır ve skolyozun önemli bir özelliğidir.

Skolyoz Neden Oluşur?

İdiopatik skolyozun oluşum mekanizması tam olarak açıklanamamış olsa da güncel bilimsel veriler skolyozun tek bir faktöre bağlı gelişmediğini göstermektedir. Genetik yatkınlık, büyüme sürecindeki dengesizlikler, kas–iskelet sistemindeki asimetriler ve merkezi sinir sisteminin postür kontrolü üzerindeki etkileri birlikte rol oynayabilir. Özellikle büyümenin hızlandığı ergenlik döneminde, omurga üzerindeki bu dengesizlikler daha görünür hâle gelir. Skolyoz her iki cinsiyette de görülebilmekle birlikte kız çocuklarında erkeklere göre 2–3 kat daha sık görülmektedir.

Skolyoz Tanısı Nasıl Konur?

Skolyoz tanısı klinik değerlendirme ve radyolojik inceleme ile konur. Tanının doğrulanması için ayakta çekilen tüm omurga röntgeni gereklidir. Bu röntgen üzerinde, eğriliğe katılan üst ve alt sınır omurları arasındaki açı ölçülerek omurgadaki eğriliğin derecesi belirlenir; bu ölçüm Cobb açısı olarak adlandırılır. Cobb açısı yaygın olarak kullanılan bir ölçüm olsa da tek başına eğriliğin şiddetini tam olarak yansıtmaz. Aynı röntgeni farklı uzmanlar ölçtüğünde genellikle 5 dereceye kadar fark oluşabilmektedir. Bu nedenle tedavi planlamasında Cobb açısı, omurganın genel durumu, eğriliğin yeri, omurgadaki dönme miktarı, kişinin kemik olgunluğu ve büyüme potansiyeli ile diğer klinik bulgular bir arada değerlendirilir.

Skolyoz İlerler mi?

Skolyozun ilerleyip ilerlemeyeceği, eğriliğin derecesine, bireyin yaşına ve büyüme potansiyeline bağlı olarak değişkenlik gösterir. Her skolyoz ilerlemek zorunda değildir; bazı eğrilikler uzun yıllar sabit kalabilirken, bazıları özellikle büyüme çağında belirgin şekilde artış gösterebilir. Bu durum en sık, hızlı büyümenin görüldüğü çocukluk ve ergenlik dönemlerinde ortaya çıkar.

İlerleme riski, eğriliğin tanı anındaki derecesi arttıkça yükselir. Büyüme tamamlandıktan sonra eğriliğin ilerleme hızı genellikle azalır; ancak orta ve ileri dereceli skolyozlarda erişkinlik döneminde de yavaş ilerleme devam edebilir. Bu nedenle skolyoz, yalnızca tanı anında değil, büyüme süreci boyunca ve gerektiğinde erişkinlikte de düzenli takip gerektiren bir durumdur.

Skolyoz Ağrıya Neden Olur mu?

Skolyoz ile ağrı arasında her zaman doğrudan bir ilişki bulunmaz. Özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde belirgin bir ağrı şikâyeti olmayabilir. Bu durum, skolyozun çoğu zaman tesadüfen fark edilmesinin nedenlerinden biridir.

Ancak omurgadaki yapısal asimetriye bağlı olarak zaman içinde kas dengesizlikleri, postüral bozukluklar ve omurgaya binen yüklerin dağılımında değişiklikler ortaya çıkabilir. Bu durum, özellikle erişkinlik döneminde bel, sırt ve boyun ağrılarına zemin hazırlayabilir. Ağrının ortaya çıkışı, skolyozun derecesinden çok; omurganın nasıl kullanıldığı, kasların yüklenme şekli ve günlük yaşam alışkanlıkları ile ilişkilidir. Bu nedenle ağrının varlığı ya da yokluğu, skolyozun şiddetini tek başına göstermez.

Skolyoz Tedavisi Nasıl Planlanır?

Skolyoz tedavisi; her birey için eğriliğin derecesine, bireyin yaşına, büyüme potansiyeline ve eğriliğin ilerleme riskine göre planlanır. Tedavide temel yaklaşım, mümkün olan en erken dönemde eğriliğin kontrol altına alınması ve ilerlemenin önlenmesidir. Bu nedenle skolyoz tedavisi tek tip değildir ve kişiye özeldir.

Hafif dereceli skolyozlarda genellikle düzenli takip ve konservatif yaklaşımlar (fizyoterapi) ön plandadır. Orta dereceli ve ilerleme riski taşıyan eğriliklerde ise korse tedavisi, skolyozun ilerlemesini yavaşlatmak veya durdurmak amacıyla uygulanabilir. Korse, omurgayı pasif olarak destekleyerek büyüme sürecinde eğriliğin artmasını engellemeyi hedefler. Korse kullanım süresi ve tipi, bireyin yaşına ve eğriliğin özelliklerine göre belirlenir. Daha ileri dereceli veya konservatif yöntemlerle yeterli kontrol sağlanamayan skolyozlarda cerrahi tedavi bir seçenek olarak değerlendirilebilir. Tedavi yaklaşımı, bireyin klinik durumu ve eğriliğin özellikleri göz önünde bulundurularak ilgili hekim tarafından planlanır.

Skolyoz rehabilitasyonunun temel amacı, omurgadaki eğriliğin ilerlemesini önlemek veya yavaşlatmak ve omurganın fonksiyonel bütünlüğünü korumaktır. Rehabilitasyon sürecinde yalnızca radyolojik bulgular değil, bireyin postürü, kas-iskelet sistemi dengesi ve günlük yaşamda omurgayı nasıl kullandığı da dikkate alınır. Postüral asimetrilerin azaltılması, kas dengesizliklerinin yönetilmesi ve omurgaya binen yüklerin daha dengeli hâle getirilmesi rehabilitasyonun önemli hedefleri arasındadır. Bunun yanı sıra bireyin günlük yaşam aktivitelerini daha rahat, güvenli ve ağrısız bir şekilde sürdürebilmesi amaçlanır. Özellikle büyüme çağındaki bireylerde rehabilitasyon, eğriliğin ilerleme riskini yönetmeye yönelik olarak planlanırken; erişkin bireylerde omurga fonksiyonunun korunması ve yaşam kalitesinin desteklenmesi ön plandadır. Bu süreçte rehabilitasyon programı mutlaka kişiye özel olarak oluşturulmalı; bireyin yaşı, büyüme potansiyeli, eğriliğin derecesi ve klinik durumu göz önünde bulundurulmalıdır. Günümüzde skolyoz rehabilitasyonunda, erken tanı ile uygulanan konservatif ve fizyoterapi temelli yaklaşımlar önemli bir yer tutmaktadır.

Skolyoz Rehabilitasyonu: Schroth Yöntemi

Schroth yöntemi, skolyoz tedavisinde kullanılan üç boyutlu, skolyoza özgü ve kişiye özel bir fizyoterapi yaklaşımıdır. Bu yöntem skolyozu yalnızca omurgadaki yana doğru bir eğrilik olarak değil; omurganın dönmesi, gövde simetrisi ve postüral değişikliklerle birlikte ele alınması gereken üç boyutlu bir deformite olarak değerlendirir.

Schroth, 1920’li yıllarda Almanya’da Katharina Schroth tarafından geliştirilmiştir. Katharina Schroth kendi skolyozu üzerine çalışarak belirli solunum teknikleri, postür farkındalığı ve düzeltici hareketler ile omurgasını daha iyi hizalamayı başarmış ve bu yaklaşımları sistematik bir tedavi yöntemine dönüştürmüştür. Yöntem daha sonra Christa Lehnert-Schroth ve ardından Dr. Hans-Rudolf Weiss tarafından modern konservatif yaklaşımlar doğrultusunda güncellenerek şekillendirilmiştir.

Schroth yönteminde; postüral farkındalığın artırılması ve omurganın daha dengeli bir pozisyona yönlendirilmesi temel alınır. Bireye, günlük yaşamda omurgasını nasıl daha doğru kullanabileceği öğretilir ve kazanılan postüral farkındalığın seanslar dışında oturma, ayakta durma ve yürüyüş gibi günlük yaşam aktivitelerinde de sürdürülebilmesi hedeflenir. Bu yönüyle Schroth, yalnızca seans sırasında uygulana bir yöntem değil, bireyin günlük yaşamına entegre edilen bir rehabilitasyon yaklaşımıdır.

Skolyoz rehabilitasyonunda egzersizler zamana yayılan bir sürecin parçasıdır. Omurganın üç boyutlu kontrolünün gelişmesi, kas dengesinin yeniden düzenlenmesi ve postüral farkındalığın kalıcı hâle gelmesi belirli bir süre ve düzenli tekrar gerektirir. Bu nedenle egzersiz programının istikrarlı şekilde uygulanması ve bu alanda özel eğitim almış fizyoterapistler tarafından süreç boyunca takip edilmesi büyük önem taşır.

Günümüzde Schroth yöntemi, kanıta dayalı konservatif skolyoz tedavi yaklaşımları arasında yer almakta ve uluslararası rehberlerde skolyoza özgü rehabilitasyon yöntemleri içinde önerilmektedir.